beyaz lale

30/10/2007 · Kategori: hayat

 

Bu çirkinlikleri göreceğim yerde keşke bir çiçek olsaydım.kardeşlerin birbirini öldürmediği, saf ve temiz bir dünyada yaşasaydım..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (5) Yorum yaz!

asla "neden ben" demeyin

15/5/2007 · Kategori: hayat

Sporun ve yaşamın altın sözleri
>
>Wimbledon'un ilk zenci  şampiyonu  efsane Arthur Ashe
kan naklinden
kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi..
>Hayranlarýndan biri sordu..
>"Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni
seçti?"
>Arthur Ashe cevap verdi..
>"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5
milyonu
tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi
olur,50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük
turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü
yarı finale, 2'si finale kalır.
>Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden
ben?' diye
hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl
'Niye ben?'
derim?. Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı..
Zorluklar güçlü..
Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazi..
>Tanrı'ya asla 'Neden ben' diye sormayın.
Ne olacaksa olur."
(alıntı)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

bugün yine çok güzelsin hayat- herşeye rağmen

14/5/2007 · Kategori: hayat

mavi SARI beyaz papatya resimleri

BUGÜN YİNE ÇOK GÜZELSİN HAYAT - HERŞEYE RAĞMEN
Hayata hiç isyan etmeyin.
Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
Başımıza gelenler de eşit değil.
Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
"Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde
çok ağır
bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer
hastalarla iddiaya
girer.
Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz.
Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler:
"Ben en azından denedim".

Siz gerçekten denediniz mi?
Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
Hayata Windows 98'den, Sony 72 ekrandan mı
bakıyorsunuz?
Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
Kiminin boyalanmış ellerinde,
Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda ,
Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.

Güneş, her sabah yeniden doğuyor,
Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor
ve siz,
Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına
sahipsiniz.
Yeter ki gülümseyin
Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın
yatağınızdan...
Bu iletiyi içinizdeki çocuktan uzak tutunuz.
Zira, siz bu iletiyi okuduktan sonra içinizdeki çocuk,

özgürlügüne kavusmak isteyip basiniza dert açabilir.
Bu dünyadaki varliginizin, dostlarinizin var olmasina
bagli oldugunu,
Bazen bir çiçek yada küçük bir tatli sözle bile kirik
bir kalp
tamirinin mümkün oldugunu,
Özür dilemenin, tesekkür etmenin ve sükretmenin
"ERDEM" oldugunu,
Bu yazıyı yazan  kişiyi tanımıyor olsaniz bile
sizi çok sevdigini,

ASLA UNUTMAYINIZ.
Ve Her sabah uyandiginizda "BUGÜN YINE ÇOK GÜZELSIN
HAYAT HER SEYE
RAGMEN..." demeyi ihmal etmeyiniz...
Mümkün olması zor olsa da ....

                                         Sevgilerimle
(alıntı)Papatya

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Adana yöresi ve değişik tadlar

29/4/2007 · Kategori: hayat

 Adana Kebap - ADANA'nın KÜLTÜRÜ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Adana kebabı sevmeyen var mıdır acaba..

yerinde yeseniz başka yerde yemezsiniz..inanınn

 

 

 

 

 

 

 

Kurt Kulağı Kervansarayı-Ceyhan - ADANA'nın KÜLTÜRÜ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Bici-bici - ADANA'nın KÜLTÜRÜ

 

 

 

 

 

 

 

              

 

bici bici denilen soğuk ve aslında kar ile yenilen bir tatlı türü..yörenin aşırı sıcaklarına tad olarak keşfedilmiştir,günümüzde normal buzların rendelenmesi ile sahte kar elde edilip yenir? ilk yandiğinde pek bşey anlaşılamasa da, alışkanlık halini aldıktan sonra vazgeçilezzmdir, ayrıca Adananın sıcağına başka serinleticiler fayda etmez..

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

fark yaratın

29/4/2007 · Kategori: hayat

 

FARK YARATINIZ


Okulun ilk gününde 5.nci sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Mediha hanım bir yıl önce Mustafa’yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin hep kirli olduğunu ve sürekli olarak öyle dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Mediha öğretmen onun kağıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kağıdın üstüne büyük harflerle " BAŞARISIZ " yazmaktan zevk alır oldu.

Mediha hanım'ın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa’nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli"

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor."

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa’nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek."

Mustafa’nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor."

Bunları okuyunca, Mediha hanım problemi kavradı ve kendinden utandı. Öğretmenler gününde öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Bu durum bir gün Mustafa’nın hediyesini alıncaya kadar böyle devam etti.

Mustafa’nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kağıdı ile beceriksizce sarılmıştı. Mediha öğretmen onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Paketten, taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü.

Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

" Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz."

Çocuklar gittikten sonra, Mediha hanım en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı.Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Mustafa’ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihninin canlanmaya başladığını görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, Mustafa daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa Mediha öğretmenin gözdelerinden biri olmuştu bile.

Bir sene sonra, Mediha hanım'ın kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okumaya devam ettiğini, sebatla çalışmasını sürdürdüğünü ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Mektupta yine Mediha Hanım'ın tüm yaşamında ki en iyi ve en sevdiği öğretmen olduğunu yazmıştı.

Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en sevdiği öğretmeni olduğunu belirtiyordu. Ama şimdi ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor. Bir süre sonra Mediha hanım yeni bir mektup aldı Mustafa’dan, Mustafa mektubunda bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyor ve evlenme töreninde Mediha Hanım'ın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Şüphesiz Mediha Hanım bunu hemen kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu ?


Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa’nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha’nın kulağına şöyle fısıldadı,

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Mediha Hanım, gözlerinde yaşlarla fısıldadı, söyle dedi,

"Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".

Sizde birilerinin hayatında  bir fark oluşturmaya çalışın ve ömrünüzce bu haz ile yaşayın.


(alıntı)

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki ::